|
NEDEN EYLÜL
Yüzlerce yıldan buyana bizler her zaman EYLÜL.ü hazal mevsimi yaprak dökümü olarak tanıdık bildik görünen o.ki eylüllerde sadece dökülen yaprak değil.
Üzerinde yaşadığımız topraklarda gayrı.eylüller,de insan dökülmekte toprağa....
Kanatları kırılmış kuşların can telaşında iken, boğazlarının koparılışını anlatıyor bütün eylüller bana. Daha dün gibi taze dağlara sinmiş barut kokusu. içtiğim suda yediğim lokmada, gün geçtikçe bir çığ gibi büyümekte, yüreklere kanla yazılmış eylül yaraları.
Sol tarafıma oturmuş, acılarımı bölen geceleri çığlığı. ağzımızda kaşığa
soframızda ekmeğe uzanan kirli ellerin, alnımıza çizdiği kalın çizgilerin izleri, aslı duruyor yanaklarımızda hala, yazılmadan boş bırakılmış mezar taşlarına benziyor bütün eylüller...
yani sırtlanlar ete üşüşür ya, kargalar leşe. işte öyle üşüştü sermaye, on iki eylül sonrası emekçi yoksul hakların üstüne, yaşamdan payımıza düşen umuttur diye,kopardılar taze fidanlarımızı toprağından kıpırdayan her şeyi vurarak, konuşan her nefesi susturarak on iki eylülden bu güne kadar yoğun. soğuk savaş stratejilerinin uygulandığı,bir dönem yaşadık. Soğuk savaşların sıcak savaşlara dönüştüğü. sivas yangınından,cezaevi katliamlarına kadar,yaşadık gördük.Asgari ücretle açılıktan ölüme terk edilen,işçi sınıfı yanı sıra yıllarca çalıştırılıp, sonrada meyve posası gibi kaldırılıp atılan bir köşede açlıktan ölüme terk edilen emeklilerimiz yani ne yana baksan havayı ne yandan koklasan yaşamı hangi pencereden gözlemlesen sokaklarda hala eylülün ayak izleri. yani zamanın her diliminden eylül geçiyor bir taraftan medya patronlarının aptal kutularıyla uyutulurken, yoksul halklar aydınlarımız,ressamlarımız hatta edebiyatçılarımızla, bu aptal oyunun bir parçası oldular.
Şimdilerde birçok aydınımız yazarımız, birahane ve meyhanelerde yarım kalmış devrim türküleriyle kendilerini avunmaya bıraktılar. Umut ışığını yakmasını beklediğimiz eller arabesk kültürün birer parçası oluverdiler.Günümüzde en çok satan edebiyatçılar ise kendinde olmayan renklerin ardından koşanların eserleri, oysa onların karanlığı aydınlatmasını beklerken görünen o ki karanlık kuşatmış onları. Tualdeki çizgiler bile aydınlatamıyor gayrı kendi rengini bütün hatlar ve şekiller onca parlaklığa rağmen kapkara bir utanç gibi artık tüm çizgiler kapitalizmi yermek ve emperyalist baskılara baş kaldırmanın yerine eğile büküle secde kılıyor efendilerine.
Düşünüyorumda neydi aydınlarımızı başka renklerin ardından koşturan korkumu, yoksa çıkar düşkünlüğümü, çıkarlarının ardından koşanlardan halk için bir şeyler yapması beklenemez. onlar zaten kendi yüzlerini yitirmişler. ya korkularının tutsağı olanlar tarihe baktığımızda yaşadıkları döneme ait efendilerinin uşağı olarak kalmışlar
İbni Haldunun şu güzel sözlerini örnek verecek olursak.Devlet büyüklerine yaranmak kaygısı tarihçiyi yanıltır bu kaygı kötüyü güzel gösterme çabasını doğurur. Tarihçinin işi, tarihi güzelleştirmek değil olduğu gibi anlatmaktır.
Günümüzde sözde aydınları. İbni Haldunun tarihci için bu söylemlerini kendileri için de düşünmesi gerekiyor. Unutmayalımki, tarih gerçeğin peşinden gidenleri yaşatır ve ölümsüzleştirir Hallacı mansuru binyüz yıldır yaşatıyor.Hallacı Mansurun açık sözlülüğü yüzünden başına gelenler ondan sonrakilerin gözlerini korkutmuş olacak’ki, ondan sonra gelen düşünce adamları kendilerini tasavvuh tarikatının içinde bulmuşlardır.
Günümüz aydınları da 12 Eylül sonrası, toplumsal gerçeklerden uzaklaştıkça kendilerini ya imgelerin arasına sakladılar, yada kendilerinden olmayan renklerin arkasına.
Geçek olanın dışına doğru hayali bir uçuşla ‘ mümkün olan bu ters yüz edilişi,her şeye tersine dönmüş, ‘gerçek dışı’ bir imge veren ve yanılgının en yüksek biçimini temsil eden idealist dünya anlayışını meydana getiriyor..
İdealişt dünya anlayışı ise emeğin emekci nin üretimde köleleşmesini sağlıyor ve kendi sınıf mücadelesinden koparıp kimlik sizleşmesine olanak sağlıyor.
Ondandır, Eylül zamanı. 27yıllık bir torna emekçisinin, nasırlı ellerine düştü, yok sayıl masın diyedir ülkemde, işçi sınıfı, bana kaldı, emeğin, ve emekçinin, şiirini yazmak. bir sesi olsun istedim, ülkemde, yok sayılmaya yüz tutmuş sınıfımın. broşlarımda yanık yağ kokularıyla demir talaşlarından topladım, meneviş renginde sulanmış, sedaya duran bu bilinci, sokaklarda hala eylülün ayak izleri.........
Eylül Zamanı Kitabımda neden eylül açıklaması
Abdullah Oral
Abdullah Oral
|
|
DİĞER ESERLERİTümünü Listele |