|
DİNLE 1
Ruhum yerle yeksan. Kadim dostlardan beridir aç,perişan. Bahçelerim tarumar. Halsiz düşmüş meyve ağaçlarım. Tatsız, tuzsuz yiyeceklerim. Çeşmeler abı hayat dökmemekte gönüllerinden. Zehrini boşaltmakta sivri dillerini yüreğimin en matemli yerine.
Soysuz topraklar uzanmakta düşümde. Düşüm düş görmekte. Fersah fersah inince kavmimin ayak sesleri gelmekte. Arami’lerden, Medya’dan, Asur’dan, Babil’den. Rüstem’e söyledim halbuki. Ey zebulistan ve siestan ülkelerinin kralı, Key Kavus’un komutanı değilsin dedim. Dinlemedi. Zorsun,zordasın ey katırın yularından tutmuş on ikinci fersahı bekleyen kumandan. Aydınlık senin içinde dedim. Kabul etmedi. Dosta gelmedi. Dostluğa evet demedi. Sordum incir ağacına. Ey gölgesinde cenneti barındıran sevgili. Rabbini hangi dalının aşkıyla sundun Musa’ya.
Dedim ama duyuramadım. Söyledim ama işitmedi. Kulağını benim soysuz yüreğimden çıkan kelimelerin düşüne teslim etmedi. Öz yurdunda vatanının hasretini çeken aşık misali maşukuna ağlayıp kendini heder etti. Bitap düştü. Çaresiz kaldı.
Dedim ey kendini saklayan bilge, ey maşukunun gözlerinde ilahi sevgilisini arayan aşık. Uyma bana. Ben bir deliyim cehennemin ateşiyle yoğrulmuş olan. Ben bir hasadım ateşe atılmak üzere kesilerek götürülmeye hazır tutulan.
Dedim ey bilge kral uyma bana. Ben senin düşünün ateşiyim. Seni yakacak olan ve tarumar edecek ve her şeyinle beraber isimsiz bırakacak, öldürecek olanım. Uyma ateşin efendisine. Uyma laneti kendine siper etmiş, kendini aşkın ellerinden gözyaşlarına teslim edecek olan bahtsız bu divaneye.
Ben ateşi isterim dedi cüce ama devasa dünyayı içine hapsetmiş bu yolcu. Ateş lanetim değildir, ateş şeytanım değildir. Ateştir yoğurduğum bu bedeni kurutacak olan. Ateştir gözyaşlarında yıkandıktan sonra beni kemale erdirip Adem’in sadakatına Havva’nın sükunetine teslim edecek olan.
Ve sordu ey bilge kral: sen değil miydin Musa’yı Tur dağına taşıyan, Kızıl’dan geçirip çölleri aşıran. Söyle bana İbrahim’e el verdin de ateşi yüreğinde kadim bir dost olup yanmadı mı. Söyle bana. İçine atıldığı ateş bile dayandı mı onun içinde ki aleve. Dayanamadı da hemen suya dönüp söndürmeye çalışmadı mı.
Ey kendini toprağa zerk eden kadim geleneğimin kadim dostu. Taş duvarlar kaç bin yıl yaşayacak. Yüreğinde taşlaştırdığın maşukunun karşısında kaç bin yıl dayanabilecek. Firavun’a sordum da o bile cevap veremedi. Kendini tanrı zanneden o mahlukat bile kendine çeki düzen veremedi.
Ve söyledim: Ey kendini düşlerin efendisi sanan karıncadan bile daha az yer kaplayan soysuz zerre. Sana Yusuf’u gönderiyorum ve onu sana efendi ilan ediyorum. Onun soyunu sana üstün kılıyorum. Yapabiliyorsan değiştir olabilecekleri. Yada sus ebediyetin sana verdiği o kemiksiz,tüysüz lanetinle. Sus ki geceler utanmasın senden. Gündüzler sana lanet etmesin. Her zerre seni üstünde taşıdığı için tanrısına istiğfar dileğinde bulunmasın.
Sonra konuştum dilimin bana cehennemden zerk ettiği kadim dostum yılanın zehrindeki ateşle. Ve söyledim. Beni unut ama söylediklerimi değil. İnce bir su gibi akarım ben Kevser’den. Bazen ruhu aydınlatır feraha kavuştururum bazen de en yakıcı alevlerimi yollarım üstüne de pişiririm hamurunu. Çamurdan Adem, Adem’den çamur çıkartırım.
Sus ve dinle. Dinle ve konuş. Konuş ve sebat eyle. Razı ol sadakatinin perdesini yırtmadan önce. Sabrının yapraklarını koparırsan eğer sana kalan Nuh gibi bir tufan olur yüreğinin kavmine. Lut gibi taşlaşmış heykeller bulursun önünde ve arkanda. Sabra sabretmek mertlerin, erdemlilerin işidir. Sus ve dinle. Ve sabırsızlık gösterme.
Susarım,dinlerim yalnız sabırsızım ben. Bilirsin ateşiyle yoğruldum ben cehennemin. Yalım alevleri her yanımı sardıkça mutlu olurum. Bu lanetle yoğruldum ve sabır benim taşlarım arasında yoktur. Sabır beni istemez bende onu istemem. Ve ey bilge kral unutma. Ben senin en büyük hazinenim. Ve sende beni bana gönderecek hazinenin sahibi. Bana elmaslar, yakutlar, mücevherler lazım. Onları ateşimle dövmeliyim. Alevlerimle onları yoğurmalı, onlara nefesimle şekil vermeliyim. İşte o zaman gerçek ortaya çıkar. Benimle tanışmayan gerçekliğin köprüsünden geçmemiştir. Beni görmeyen bilginin erdemini yaşamamıştır. Beni bilmeyen ateşin söndürücü haline tanık olmamıştır.
Söyle onlara ben onların içindeki nar’ı kendi nar’ımla söndüreceğim. Tıpkı İbrahim’e yaptığım gibi. Tıpkı Züleyha’yı otuz yıl Yusuf’un peşinden koşturduğum gibi. Benim gözyaşlarım alevin değildir. Aşkındır lime lime et olup da bulutlardan yağan. Ateşimle ilmek ilmek örüp zamanın bütün zerafetini sunmaya söz vermekteyim onlara. Beni görmeyen cennete gidemez. Bana selam vermeyen oraya giremez. Bana yüz sürmeyen cennetin yedi kapısında kendini bulamaz.
Ve söyle onlara duyuyor musun beni?
Ünal Çagabey
Ünal Çagabey
|
|
DİĞER ESERLERİTümünü Listele |