|
Ey yüreğimin incisi,ey kör kuyumdaki su damlaları,ey Cibran’ın anasının oğulları, ey şimşeklerin babası,ey tarihin hengamelerini dünyaya getiren mukaddes anne baksana yaz geldi ve her şey sarardı, nehirler kurudu, insanlar olgunluk dönemine girdi ve sonbaharlarına doğru yol almakta ve ey ömrümün nar çiçekleri hala benden ne istemektesiniz hala beni nereye sürüklemektesiniz kavimlerimin yok edicileri.
Tarihimin arka sayfaları çekin ellerinizi üzerimden, nisan yağmurları gibi yağıp karışayım dünyanın renklerine.toprak kokusu taşıyayım diyardan diyara, kardeşlik türküsü çığırayım tarihten tarihe, sessizliğimin sesini göndereyim yarınlara dair umutlarını yitirmiş insanlara, kulaklarımı göndereyim artık duymayı umutmuş her şeyi birbirine karıştıran yaşlılara, gözlerimi göndereyim görmeyi bir erdem saymayıp gören gözlerle cinayet işleyen katillere, burnumu göndereyim pis kokular içinde koku almayı unutmuş ve güzel ile çirkin kokuları birbirine karıştıran insanlara, ağzımı göndereyim türlü leziz ve güzel yiyecekler içinde murdar yiyecekleri seçip yiyenlere, dilimi göndereyim onlara tatmayı öğrenmeleri için…
Ey Cibran’ın anasının oğulları,ey sırtında dağları taşımayıp da bütün dünya sırtımdaydı diyen bedbahtlar, ey zaferin taçlı yollarında yürümeyip de alacağı tacın hayalini kuran yüreği kör bedbinler, ey güzelliklerin içinde yatıp da hiçbir güzelliğin farkına varmadan her şeyi çarçur eden hodbinler…
Sesime kulak verin, kulak verin ki size yüreğimi göndereyim, göndereyim ki onunla insanları tanıyın diye, onunla sahip olduğunuz güzellikleri öğrenesiniz diye, size yüreğimi vereyim ey toprağın oğulları.
Alın yüreğimi ve onunla görmeyi öğrenin bu dünyadan eli boş dönmemek için, bekleyen sevgililerinizi üzmemek için,alın yüreğimi ki vücudunuzdaki kanın akışını duymak için, tarihin damarların arasında aldığı yola tanık olmak için.
Bakın size bırakıyorum yüreğimi tılsımı sizde saklı olanı araması için, ve alın burnunuz devamlı size cennetin hoş kokularını getirsin, diliniz türlü türlü leziz taam’ları vücudunuza ipek gibi nakşetsin… ve alırsanız eğer yüreğimi kendinizi bir asil yapacaksınız cennetin krallığında, sonra damarlarınızdan akan kanın farkına varacaksınız ve orda bir tarihin nasıl da dönüp dolaşarak yer değiştirdiğine tanık olacaksınız,
kavimlerin nasıl helak olduğuna şahit olacaksınız, firavunun nasıl da nefsine yenik düştüğünü göreceksin.
Orada göreceksin ey anamın oğulları, İsa’nın çarmıha gerilişini de göreceksin, Allah’ın yağmur bulutlar olup nasıl yağdığını, yerin altını üstüne katarak sinirini depremle size nasıl gösterdiğini, kasırgalarla hortum olup sizi nasıl çaresizce uzaklara fırlatışını…
Orada göreceksiniz ey Cibran’ın anasının oğulları. Orada mevsimleri göreceksiniz nasıl da bir düzen içinde tekamül ettiğini, tevekküllerle nasıl yol aldığını göreceksiniz ve insanların nasıl da her şeyi tarumar etmek için sıraya girdiğini göreceksiniz.
Peygamber diyarlarını orada göreceksiniz ey kendilerini bir dinin mensubu sayanlar. Süleyman’ı göreceksiniz cümle alemle nasıl konuştuğunu, hayvanlarla nasıl dost olduğunu, cinlerle nasıl sohbete daldığını göreceksiniz. Davut’u göreceksiniz orada Zebur’u eline alışını ve ellerinin nasıl da titrediğini, Musa’yı göreceksiniz orda sina çölünü aşışını tur dağında Allah’la konuşmasını,on emrini, milletini zulüm’ün elinden çekip alışını göreceksiniz, İsa’yı göreceksiniz orda,ölüleri kaldırışını,İncil’i eline alışını ve kendisine ihanet edilişini göreceksiniz, Muhammed’i göreceksiniz orada yetimliğini,öksüzlüğünü, emin bir insan olarak sadakatini, bütün insanlara olan peygamberliğini ve Kuran’ı belleklere saklayışını, savaşlarda esirlere karşı olan merhametini göreceksiniz…
Size sesleniyorum ey Adem’in çocukları, ey Cibran’ın anasının oğulları, ey kardeşlerim size sesleniyorum. Gelin alın yüreğimi size kökten vereyim filizlerimi, topraktan itibaren sizi besleyeyim ve gelin alın yüreğimi ey anamın oğulları sizi bekliyorum…
Sizi bekliyorum ey kardeşlerim, tarihin başlangıcından beri sizi beklemekteyim. Hani gelecektiniz! Nerdesiniz? Niye gelmediniz? Yoksa verdiğim yürek size ağır mı geldi? Bağladığınız çaputların altında dalları düşüp kırıldı mı yoksa? Yoksa gecenin karanlığı bir firavun gibi üzerine çöktüğünde kızıl denizin sularına mı kendini teslim etti. Hani nerdesiniz toprağımın çocukları, dehlizlerdeki kardeşlerim, göğün yıldızları… Hani nerdesiniz kafasını deve kuşunun deliğine sıkıştırmış bedbaht insanlar. Artık kafanızı çıkarmanızın zamanı gelmedi mi, sadece kendi aynanızdan mı bakıyorsunuz hayata, çıkın artık köyünüzün dışına, başka insanların yüreklerine konuk olun, başka yürekleri kendinize misafir eyleyin ve tarihi artık güçlünün elinden alıp adaletin pençeleri arasına teslim edin.
İşte size gelin diyorum babamın çocukları, kardeşlerim, geleceğimin incileri… sizi bekliyorum ruhumun sahillerine döven hırçın dalgalar, sokaklarımı gecenin gölgesiyle filizlenip yeşerten ve gündüzün aydınlığını bana bahşeden sevgilimin sevgilileri. Hani nerdesiniz?
Bakın çıkardım işte, taş bir sofa da sizi beklemekte. Ve hemen önünde içi temiz suyla dolu olan bir kuyu. Alın işte size sunuyorum ve kirlenmişliğini temizlemeniz için size su veriyorum. Bakın yerin yedi kat altından gelen çeşmenin ruhu okşaması gibi su geliyor ondan. Hazreti İsmail’in topuğuyla yeri delip zemzemi çekip alması gibi öylece çekip aldı ruhumun içinden akan suları ve şimdi yüreğimle sana teslim ediyorum. Kararmış yerlerini, çürümüş bölgelerini temizle ve kendine yeni ev inşa et ondan ve kalın surlar ardına sakın yerleşme, kalın surları kendine mesken seçme ey yüreğimin yüreği.
Yüreklere her daim konuk ol, oralarda kendine bir mesken seç, her zaman orayı kendine bir ev yap. Gündüzün geceyi aydınlatması gibi her zaman konuk olduğun evi nurlandır oraya bereket götür, orayı kalbinin ışığıyla gözün belki göremeyeceği ama yüreğin hissedeceği aşkla aydınlat.
Vakti geldiğinde sende vermekten alıkoyma kendini. Kokunu başkalarına götürmekten korkma, tadını başkalarının tatmasında bir çekingenlik hissetme, gördüğünü başkasının görmesine izin ver, kapından başkasının girip konuk olmasına her daim mutlu ol ve mutluluğunu paylaşmak adına her zaman geniş ol. Yüreğin engin ummanlar gibi olsun, güzelliğin kıyısına dalgalar seni ulaştırdığında güzelliğine yeni güzellikler eklemek için tohum topla yeni filizler al ve yüreğinin en verimli topraklarına ek.
Yüreğini içinde enfes taam’ların, türlü lezzetlerin bulunduğu bahçelerle donat, bütün kavimlerin, bütün milletlerin ırmaklarından suyunu al ve her bir çiçeğe, her bir ağaca her milletten bir damla su dök. Onların susamış çatlak dudaklarını ölümsüzlüğün suyuyla gider, onlara yardım elini uzat.
Her ağaçtan türlü taam’lar, çeşitli lezzetler aldığın gün, ektiğin tohumların başak vermeye hazır olduğu gün, ağaçlarından meyvelerini kendi ellerinle topladığın gün yüreğinin yakutlarını,elmaslarını göreceksin. İşte o zaman her şeyin farkına daha iyi bir şekilde varacaksın ey yüreğimin yüreği, ey sevgilimin sevgilisi…
Kalk ayağa oturduğun yerden güneşin aydınlığı,ay’ın karanlığı, kalk ayağa düğün gecesinin aşk sarhoşluğu… ve öylece dikil karşısına hayatın, öylece dikil yüreği nasır tutmuş yüreğindeki bir damla suyu kurumuş olan kavimsiz bedbahtların karşısında.
Ey kardeşlerim daha hatırlamadınız mı beni. Aklınızın ücra bir köşesinde üstü tozlu mazinizi hatırlayın ve sakın ola ki aslınızı inkar etmeyin çünkü ben aslını inkar edenleri sevmem ve tarih aslını inkar edenlerin mezarı olmuştur her daim. Farklılıklarınız ve kardeşliğiniz sizi büyüklüğe doğru götürecektir ey tarihimin tarihi.
Ey kardeşlerim içinde halık’ı zülcelal’in yarattığı her taam’dan enfes bir yiyeceğin olduğu bir sepet düşünün ve birde içinde sadece bir tek enfes yiyecek olan bir sepet düşünün, birincisinin içindeki her türlü leziz yiyecekler birbirleriyle barış ve kardeştirler, birbirlerini inkara düşmezler,birbirlerini severler ama ikincisinde tek bir ağaçtan olmalarına karşın birbirlerini sevmemekteler,birbirlerini inkara düşerler, birbirlerine kara çalmaya kalkışırlar..
İşte böyledir ey sevgilimin sevgilileri, işte böyledir ey yolumun yoldaşları birinci yol barışın,kardeşliğin, sevginin, her türlü güzelliğin yoludur ve ikincisi ise savaşın, kötülüğün, her türlü rezilliğin yoludur. Ey kardeşimin kardeşleri ve alın yüreğimi size bu yolları göstersin sizi bedbin ve hodbinlerin yolundan alıkoysun. 20/07/2006 ÜNAL ÇAĞABEY --------------------------------------------------------------------------------
Ünal Çagabey
|
|
DİĞER ESERLERİTümünü Listele |