|
‘‘ İkisinin aynı derecede akrabasıyım’’ diyerek söze başlıyordu Yılmaz Erdoğan. Tarihin başlangıcından beridir beraberiz ve beraber olmaya da devam edeceğiz. Söyleyin bana kim ayırabilir ki bizi,kim bizi birbirimize düşürebilir. Zamanın başlangıcından beri beraber savaşmıyor muyduk , Sümer de beraberce ziguratları inşa etmedik mi, daryus’un ordularında beraberce İskender’e karşı savaşmadık mı, kavimler göçüne beraber sebebiyet vermedik mi, İslam’ın yeşil bayrağının muhafazalığını beraberce yapmadık mı, Selçuklu da, Osmanlı da beraberce savaşıp sırt sırta çarpışmadık mı…
Şimdi söyleyin bana bu düşmanlık kime ve niye ey eşit derecede birbirinin akrabaları, ey kardeşler, birbirlerinin yollarına mayın döşemekten zevk almak niye. Kardeşlik silahların gölgesi altında mı olacak yoksa yüreklerin geniş, sulak ve yaşanılası vadilerinde mi tesis edilecek. Hepimiz kalu bela’dan beridir eşit derecede Kürt eşit derecede Türk değil miyiz zaten. Peki bu ayrılıkları bu fitneleri ortaya çıkarmak niye. Birbirimize küsmek, birbirimiz öldürmek niye ortada kardeşlik ortada insanlık ortada tarihin başlangıcından beri ortak bir birliktelik varsa. Acıyı kimse anlamaz, o sadece düştüğü yeri yakar ve sadece çevresini biraz olsun ısıtır ama ısının etkisi geçince her şey unutulur ve herkes kendisiyle acısıyla baş başa kalır. Bak benim yüreğime düşen acının aynısını yaşıyormuş yılmayan Erdoğan ve sesleniyormuş bu acının bir daha yaşanmaması için. Bak ne diyor ünlü şair kulak biraz da bana yeter artık hayattan bu kadar kopuşun yeter artık insanları kendi kafalarınız içindeki sınırlarda hapsedişiniz ve yeter artık zamanın başlangıcından beri kardeş olan iki milleti iki dili birbirine düşman edişiniz. ‘‘ Yapmayın! Mayınlar düşemeyin geleceğinizin güzergahına. Bu kalleşin ne yapacağı belli olmaz. İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur. Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat,ben ona yalvarmak istiyorum. Ne olur bu işi durdur. Ben siyaset miyasetten bahsetmiyorum. Dizlerimin üzerine çöktüm, ‘bu genç ölümleri durdur’ diyorum.’’ Gelin dostlar beraberce duralım bu kalleşin karşısında beraberce, el ele tutuşarak, sımsıkı birbirimizi hiç bırakmadan, birbirimize vurmadan,vurmak için çaba sarfetmeden, gönlümüzün saf temizliğiyle birbirimizi severek ve cihana bir haber salalım biz artık barışın elçileriyiz diye. Zira barışı yapmadan elçisi olmaya çalışmak kendimizi aldatmadan başka bir şey değildir. Gelin sevgi köprüleri kuralım şehirlerden ovalara, vadilerden dağlara herkesi kutsal şövalye kılıcıyla kutsayıp kardeş ilan edelim. Ve gelin her zorbanın karşısında beraberce duralım, Allah’ın verdiği canı almakta kendini muktedir sayan herkesi beraberce lanetleyelim ve Yılmaz kardeşime destek için gelin hep beraberce yalvaralım bu durduracak olanlara. İşte ben yalvarıyorum lütfen! Yapmayın artık. Kardeşliğin geleceğine mayın düşemeyin, çocukların gözyaşlarının akmasına sebep olmayın, elinizi vicdanınıza koyun eğer birazcık vicdan kalmışsa en ücra bir köşesinde. Ve bakın ona size ne diyor, bakın ona sizi nereye davet ediyor. Eğer bir düğün alayında buluyorsanız kendinizi bu bir iftihar tablosudur, bu bir insanlık simgesidir ama eğer vicdanınız sizi anaların acılı yüreklerine götürüyorsa, eğer vicdanınız sizi tarumar olmuş bahçelerin kilitli kapılarının bulunduğu evlere konuk ediyorsa ve eğer vicdanınız sizi her daim mezarların soğuk taşlarının bulunduğu yere götürüyorsa lütfen istimlak edin o vicdanı. İşte yalvarıyorum size tarihin başlangıcından beri hep kardeş, hep eş, hep dost olmuş bu gencecik yavruları ayırmak,onlara kıymak hangi vicdanın isteyebileceği bir şeydir. Hangi vicdan kendi çocuklarının geleceğine mayın döşer, hangi vicdan kendi dağlarını bir cennetten farklı olarak bir cehennem olarak düşlemek ister, hangi vicdan kardeşini vurmaktan zevk alacağını söyler. Size sesleniyorum ey Mezopotamya’nın insanları, size sesleniyorum ey aynı toprağı ekip biçen, aynı toprağın aşını yiyen, birbirlerine kız verip birbirlerinden kız alan kardeşler ve sana soruyorum kendini her zaman barışçıl olarak ifade eden, her renkten, her kültürden, her düşünceden arkadaşı,dostu olduğunu söyleyen ve kimseyle bir sorunu olmadığını ey Mezopotamyalı yüreğim lütfen diyorum. Azat edin artık ruhunuzu, azat edin kimseye vermeye kıyamadığınız beyaz güvercininizi. Artık herkes sizi beklemekte, kainat sizden yükselecek sese kulak kabartmış durumda. Ve size sesleniyorum ey yüreğimin yüreği, kardeşlerim, ey Yılmaz Erdoğan’ın barış namlusunun ucundaki insanlar ve Yılmaz kardeşimle yalvarıyorum işte: ‘‘ lütfen! Yapmayın artık. Kardeşliğimize bomba yerleştirmeyin, dostluğumuza, civanmertliğimize bir darbe de siz indirmeyin, duygularımızı yok etmeyin, bizleri birbirine yaşlı gözlerle bakan birer millet etmeyin… Kaç kavim eskidi bu topraklarda bilir misiniz, kaç insan hayatının baharında veda etti yaşamaya hatırlıyor musunuz. Nice yiğitler, civanmertler yok oldu kardeşlik uğruna, yaşanılası bir dünya uğruna,güzel yarınlar adına bilir misiniz. Ve şimdi sana sesleniyorum ey Mezopotamyalı yüreğim, ey kavimlerimin birleştiricisi işte sana sesleniyorum. Bilir misin şairlerin yüreklerinde ve akıllarında sınır yoktur. Sınırlar cellatların baltalarının uçlarındaki ayrılmışlıkta düğümlenmiştir. Yeryüzünün bölünmesi dünyanın yaratılışında değildir zira insanoğlunun beyninin içinde dolaşan saf çıkardadır. Haysiyetin sonunun gelişidir sınırların oluşması, dağların ikiye ayrılması ve güzel gecelerin sonudur intikam ateşinin yanması. Bir çaput bağla yüreğinin kanlı dallarına, ki o dallar yeşillensin, merhamet dolsun, kardeşlik türküsü yaksın… Ruhunu azat et ey kör kuyuların içinde ruhunu arayan kavimsiz, bedensiz kişi. Aslanların kapısına dikkat et her zaman ve hele hele hem hain hem de aslan olanların kapısına daha fazla dikkat et kardelensiz memleket. Onlara verme ruhunu, çalmasınlar senden ömrünün nar çiçeklerini, çalmasınlar senden şehirlerin aşkını, dağların sevdasını, kardeşliğin türküsünü… İzin verme onlara almasınlar gecelerin aşkını, gündüzün aydınlığını, sevdanın adını… Bir ses yükselsin süphan’dan, ağrı’dan, cilo’dan, gabar’dan… ve bu sesi sana beyaz atlı, beyaz kanatlı güvercinler getirsin. Çıksın artık namlunun ucuna takılan süngüler, çıksın namluda ki kör kurşun ve kalksın artık ayağımızın altındaki hain mayın… Ve beraberce seslenin ey halkım, beraberce kardeşliğin türküsünü söyleyin dağlara, haykırın kardeşliğin türküsünü ovalara, vadilere, kardeşliğe mektup yazın birlikte ve mektubunuza ‘bıji aşıti’ yani ‘yaşasın barış’ diye başlayın. Sonra tarihin sayfalarına not düşün kavimlerin kardeşliği adına…
Ünal Çağabey
Ünal Çagabey
|
|
DİĞER ESERLERİTümünü Listele |