Umut Yolcusu.net-Şiirde Yüreğin Attığı Mekan - Yüreğinizde Açan Bir Umut 


 
MUHASEBE
Sobadaki alevin ışığı, karanlık odanın tavanında dans ediyordu. Eski bir kanepenin üzerinde yalnızlığını üstüne örttüğü yorganı ile paylaşan adamın gözleri şimdi hatıraları ile buluşuyordu. Gördükleri ne rüya, ne de hayaldi. Aslında oda pek ayırt edemiyordu. Bazen bir kabus oluyor bazense hiç bitmesini istemediği düşler bezeniyordu bilinç altına. Dudaklarından anlamsız kelimeler dökülüyordu çoğu kez. Ya Magma’nın yakıcı ateşi sarıyordu etrafını ya da kutupların soğuğu buzdan kaleler örüyordu. Yalnızlığının verdiği acı vücudundaki illetin iki katıydı aslında. Soğuk duvarın yüzeyinde dolaşan böceğin dışında odada kimse yoktu. Kısa bir süre kendine gelmişti. Gözlerini hafifçe araladı. Sobanın alevi hala dansına devam ediyordu. Susamıştı dudakları kavruluyordu. Başını çevirebildiği kadar çevirdi. Masadaki sürahi öylece duruyordu. Elini zar zor kaldırdı ve sürahiye dokundu. Bu dokunuş sürahinin yere düşmesine yetti. Odanın zemini cam kırıkları ile dolmuştu. Az sonra odanın kapısı aralandı. Karanlığın ortasını yarıp odaya yayılan ışık alevin dansını da bitirmişti. İçeriye giren yirmili yaşlarda uzun boylu esmer bir gençti. Önce şaşkın gözlerle odayı süzdü. Daha sonra adama doğru baktı.
“ Ağabey neyin vardır? “dedi.
Adam anlaşılması zor bir lisanla:“ Yok bir şey sen su getir.” diye cevap verdi.
Sesinde öfke vardı. Genç itiraz etmeden odadan çıktı. Biraz sonra tekrar odaya girdi. Bir elinde bir bardak su diğerinde ise süpürge vardı. Önce bardağı masaya koydu. Ardından cam kırıklarını süpürmeye başladı. O anda adam sert bir sesle:“Seni bekleyecek halim yok suyu uzat bana.” dedi.
Genç bu duruma kızıyor fakat ses çıkarmıyordu. Elindeki süpürgeyi duvara dayadı. Su dolu bardağı parmakları ile kavradı. Yatağa bir adım daha yaklaştı,ve bardağı usulca adama uzattı. Yüzünde odaya girdiği andaki samimiyet kalmamıştı. Sanki istenileni hemen yapıp orayı terk etmek istiyordu. Fakat adam oralı bile değildi. Eli ile masayı gösteriyordu. Genç o yöne baktığında masanın üzerinde duran paraları gördü. Açılmış bir yelpazeyi andırıyorlardı. Başını tekrar adama döndürdü,ve şaşkın bir ifade ile baktı. Anlamamıştı ne istediğini su diye kıvranan adam şimdi paralarını gösteriyordu. Soru işaretleri dolaşıyordu beyninde. Bir an için çıldırmış olabileceğini düşündü. Bir türlü anlam veremiyordu. Adam iyice öfkelenmişti. Zaten bunalan içi iyice isyan ediyordu bu duruma.
-“Ne bakıyorsun onları ver bana.”
-“İyi ama ağabey ne yapacaksın parayı?” gencin şaşkınlığı sesine de yansımıştı.
-“Ben kimseye borçlu kalmayı sevmem.” aslında ağzından çıkan kelimelere kendide inanamamıştı.
-“Aman ağabey sen boş ver şimdi onu, hele bir şu suyu iç”.
Loş odanın içinde su dolu bardak bir lamba gibi ışık saçıyordu. Daha fazla ısrar edemedi. Zira içinin harareti yangına dönüşüyordu. Doğrulmak istedi fakat yapamadı. Başı dönüyor,gözleri kararıyordu. Genç elini adamın ensesine doğru uzattı ve hafifçe yukarıya doğru itti. Bir zamanların güçlü ve kimseden yardım almayan efsane iş adamı şimdi ise iki gün önce tanıdığı gencin zayıf ve güçsüz ellerine muhtaçtı. Uzun süren bir krallığın ardından bir gecede bütün servetini kaybetmişti. Dudaklarına değen su ona içtiği en güzel içkilerden daha bir soğuk ve güzel gelmişti. Halbuki o bir şeyi tatmadan önce kırk kez tattırırdı. Son yudumunu aldığında içini bir ferahlık kapladı. Kendini yıllardır bir yudum su bile içmemiş gibi hissetti. Zayıf ve cılız eller ensesini terk ederken garip bir acı duydu. Neden olduğunu anlayamamıştı, fakat acıyordu içi. Genç, elini adamın ensesine koyduğunda işin ciddiyetini bir kez daha anlamıştı. Zira eline değen deri alev alev yanıyordu. Bardaktaki son yudumda bittiğinde,usulca çekti elini. Yüreğinde bir şeyler hareketlenmişti. Evet biraz önce öfkelendiği adama şimdi acıyordu. Gözlerini odakladığı yüz solan bir yaprağı andırıyordu. Daha fazla beklememeliydi. Önce yataktan bir adım uzaklaştı. Sesini olabildiğince alçaltarak
-“ Ben bir doktor getireyim “ dedi. Kapıya doğru hızlı adımlarla yaklaştı. Fakat ani bir hareketle geri dönmek zorunda kaldı. Onu yolundan alıkoyan ise inleyen bir ses olmuştu.
-“Dur.”
Bir kelimenin içine ancak bu kadar his sığabilirdi. Hasret, ümit, korku, ve özlem. Hepsi vardı içinde. Yalnızlık o kadar zor gelmişti ki bir daha onunla baş başa kalmak istemiyordu. Aslında bu söz bir kişiye söylenmiş değildi. Bütün bir geçmişe ve oradan gelen acılaraydı.
-“Durayım mı? ama bir doktora ihtiyacınız var. Yoksa!”
Bir an için sustu bazen gerçekler ortada durur ve herkes fark eder ama bir türlü dile getirilemez. İşte gencin yaşadığı da tam buydu. Karşısında ölüme hayattan daha yakın biri vardı ve bu onu oldukça endişelendiriyordu.
-“Evet yoksa?”
Adam aslında cevabını bildiği bir soruyu soruyordu gence. Onun için ölüm çok iyi tanıdığı bir şeydi. Öyle olmasına rağmen ondan korkuyordu. “insan tanıdığından neden korkar” diye düşündü bir an. Genç ne diyeceğini bilemiyordu. Bildiği tek şey acele etmesi gerektiğiydi. Telaşın unutturduğu bir şey aklına geldi. Dakikalarca içinde bulunduğu oda kapı aralığından sızan ışıkla aydınlanıyordu. Tabi buna aydınlanma denirse. Dokunduğu düğme en az odanın duvarları kadar soğuktu.
Kıpkırmızı gözlerinin içine saplanan ışıktan mızraklar canını iyice acıtmıştı.
-“ sana kim ışığı açmanı söyledi?.” Sesinde istem dışı bir sertlik vardı. Biraz önce gitmesini istemediği gence şimdi öfke ile bakıyordu. Aslında bütün hayatı böyle sürmüştü. Tam bir hatanın farkına vardığında, başka bir hata daha yapıyor ve bu ona hatalardan oluşan bir dağ olarak geri dönüyordu.
-“ afedersiniz ben biraz…”
-“ söndür şu ışığı!”.
Işığın odadaki hakimiyeti çok az sürmüştü. Ama bir insanın bir anlık görmesi gibi. Genç inanılması zor bir hal yaşıyordu. Bütün duyguları bir birine girmişti. Sanki bir duygu anaforunun ortasında kalmıştı.
-“ ben en iyisi bir doktor…”. Bu sefer kendi sözünü bitirmeden çıktı odadan. Arkasından gelen sese aldırmadan, otel binasından çıktığında yüzünü demirden kar taneleri dövüyordu.

Giderek azalan vücut sıcaklığı dayanma gücünü iyice düşürmüştü. Son hamlesi de genci yanında tutmasına yetmedi. Odadaki loş ışıkta gençle birlikte gitmişti. “ölüm” diye mırıldandı kendi kendine. Çok iyi bildiği ve hafife aldığı şey bu kadar zor muydu?. “acaba gerçekten yok mu oluyorum?”. Düşünce akını, beynini kuşatıyordu. Kendini bir kalenin tek koruyucusu gibi hissetti. Bütün duygularına karşı savaşan bir askerdi ve gücü giderek tükeniyordu. Halbuki buraya geldiğinde her şeyi planlamıştı. Kaçarken özel kasasından aldığı paralar ona yeterde artardı bile. Ama nereden bilebilirdi ki böyle olacağını. Bir anda kendini bir polis çemberinin içinde buluvermişti. Otelin kapısından girdiğinde nefes nefeseydi. Tuttuğu odaya girerken karşılaştığı gencin yüzüne bile bakmamıştı. Şimdi ise hayatı o gence bağlıydı. Gözlerini çatlamış duvarın yüzeyinde gezdirdi. Koca duvarın yüzeyinde siyah bir nokta gibi duran böceğe dikkatlice baktı. Babası hep –“insan kainatta bir nokta gibidir” derdi. Ama o babasının ne demek istediğini hiçbir zaman anlayamamıştı. Ta ki bugüne kadar. Çektiği acılar ona her şeyi yeniden öğretiyordu. Çelik gibi bir iradeye sahipti ya da öyle zannediyordu. Acımasız bir yüreği vardı. Kimseye acımayan yüreği şimdi kendine acıyordu. Nemrut ateşinin içine atılmış Hz. İbrahim gibiydi. Fakat bir farkla o yanıyordu. Ölüm ona yaklaştıkça tüm sevdikleri uzaklaşıyor ve ateşten perdeler kapanıyordu üzerine. Hatırladığı günahlarının yükü giderek artıyordu. –“insan kainatta bir nokta gibidir” diye fısıldadı. Ağzından çıkan nefes dudaklarını yakarak havaya karıştı. Son anlarını yaşadığını biliyor ve bu onu çaresiz bırakıyordu. Zar zor dönebildi sol tarafına. Eski tahta bir sandalyeye astığı ceketinin kolunu kavradı ve kendine doğru çekti. Devrilen sandalyenin koluna çarpmasına aldırmadı bile. Ceketin cebinden çıkardığı kağıt ve kalem belki de onu terk etmeyen tek eşyalarıydı. Masada duran onca para artık hiç ilgilendirmiyordu onu. Gözleri iyice bulanıklaşmıştı. Bu dünyaya ait ne varsa fülulaşıyor ve giderek görünmez oluyorlardı. Titreyen elleri kaleme güçlükle hükmediyordu.
“insan kainatta bir nokta gibidir. Baba ben bir nokta bile olamadım ki sen doğru söylüyormuşsun. Senin inandığın gibi bir Allah varmış. İşte görüyorum meleğini bana bakıyor. Yok hayır bu benim yerim olamaz baba yardım et!. Yanıyorum”. Elinde ki kalemi daha fazla tutamadı. Önce ayak tabanında bir serinleme hissetti. Bu başka bir serinlikti ve bugüne kadar hiç böyle olmamıştı. Şimdi hiç görmediği kadar net görüyordu. Fakat bu gördüğü şeyler bu dünyadan değildi. Serinlik yavaş yavaş tüm vücudunu kapladı. Bu bir sondu. Daha doğrusu bir başlangıçtı, Çetin bir muhasebenin başlangıcı…
S. Sinan Özer
Telif Hakkı Uyarısı
MUHASEBE isimli yazı, S. Sinan Özer tarafından 2009-09-13 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar hapis, cezanın paraya cevrilmesi durumunda, 150.000/300.000 TL ağır para cezasıdır.
 Hiç yorum eklenmemiş. İlk Yorumu Siz Yazın.
Şiire yorum yazabilmeniz için üye girişinde bulununuz.
Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.

S. Sinan Özer


Mesaj Gönder Profiline Git
Åžiirleri
Yazıları
Hikayeleri
Anıları
Mektupları
Denemeleri
EleÅŸtirileri
Biyografisi
Åžiiri Listene Ekle
Åžairi Listene Ekle
ArkadaÅŸ Listene Ekle
Şairin Sayfası

Son Ekledigi Siirleri

  • KAYITLI ANILARI BULUNAMADI
  • KAYITLI MEKTUBU BULUNAMADI
    KAYITLI MEKALESÝ BULUNAMADI
    KAYITLI DENEMESÝ BULUNAMADI
    KAYITLI ELEÞTÝRÝLERÝ BULUNAMADI
 
 
(c) UmutYolcusu.Net, 2006 Şiirde Yüreğin Attığı Mekan.
Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece UmutYolcusu.Net'e aittir.
Sitemizde yer alan eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.