|
Şiirin kendini dayattığı demler vardır. Beyninize, ruhunuza, gönlünüze taktığı kelepçeyle sizi alıp tanımadığınız bir yerlerde sorgular ve silah zoruyla imzalatır ifadenizi.”Her üç kişiden dördünün şair olduğu ülkemizde” başımdakinin küçücük bir bulut ya da bir ” yaz yağmuru “ olup olmadığını anlamam hayli uzun sürdü. Bunca bekleyişimin sebebi ne öyleyse? Ürkek adımlarla başladığım yolculuğumun ilk metrelerinde bir öğretmenimin “günahtır, kendini faydalı şeylere yönelt “ uyarısından mıdır gün yüzü göremeyişleri ; yoksa zaman zaman kapısız ve penceresiz bir evde yaşamak gibi, benim için değerli olanın ortalık yerde unutulmuşçasına bırakıldığı hissi midir bilmem. Hem niye paylaşsaydım ki onları -biraz kıskanıyor muydum ne?- acı paylaşılabilir miydi, ya da aşk denen şey?...Kalabalıklar içinde bile hep yalnız değil miydik sanki. Başkalarıyla aynı mekânları paylaşırken dahi yalnız yaşamıyor muyduk? Her insanın rüyası ayrı değil miydi? Yalnız ölmüyor muyuz katliamlarda bile? Kafilelerle gidilen yolculuklarda her yolcunun seyri farklı değil miydi? Birilerinin beğenip beğenmemesini düşündüğüm yoktu zaten. Onlar benim sesimdi, sessizliğimdi, hıçkırığım, kahkahamdı kimi gün. Sultanıyken yalnızlıkların ; hasretim, davetimdi. Kendi ıssız kuytularımda gezinirken elleri cebinde, yanık türküm, ıslığımdı. Denizi, bir çarşafın ucundan tutup şehrin üstüne örtüvermişçesine yağan yağmurlar altında dağlara kaçışım, uçurumlar önünde haykırışlarımdı. Gönül labirentlerimde çıkış ararken duvarlara kazıdığım çentiklerim, sabahı diri tutulmuş gecelerin karanlığında göğe salınmış işaret fişeklerimdi.”Ey gecenin evlatları! Burada, işte tam da durduğum bu yerde sizden biri, göğsünde yürek taşıdığının farkında biri var” seslenişimdi. Beni duyan birilerinin varlığı gerekmedi hiç, sesimin yankısı olmasa da olurdu. Önemli olan sesimin olması, söyleyecek sözümün olması ve bağırabiliyor olmaktı. Söze ve sözün gücüne inanan biriydim ben. Söylemem gerekeni ve nasıl söylemem gerektiğini biliyorsam eğer susmak olmazdı. Söyleyebiliyor olmak yetiyordu bana. Bir şekilde sözümden haberdar olanlar, ısrar ettiler. “Dağ başlarında haykırdığın yeter, artık meydanlarda konuş, sözün en önemli muhatabı Ademoğludur, hele bir besmele çekip söze başla, elbet dinleyen bulunur”
İsmail Bozdemir
|
|
DİĞER ESERLERİTümünü Listele |